Maro Michalakakos

Maro Michalakakos

Atina, 1967

 

Atinalı sanatçı, resim, çizim ve enstalasyon odaklı pratiği boyunca tutarlı bir kavramsal çekirdeği korumuştur. İşlerinin formu dönüşse de, merkezinde yaşam ile ölüm arasındaki ilişkiye dair bir sorgulama yer alır. Sanatçı, ölümlülük bilincinin ve bu bilince eşlik eden korkuyla yüzleşip onu aşabilme kapasitesinin, insanın seçimlerini ve dolayısıyla yaşam kalitesini nasıl şekillendirdiğini ele alır; bu doğrultuda estetik, etik ve varoluşsal bir özgürlük alanı açar. Sonluluğa dair algı zamanla değiştikçe, sanatçının üretimi de bu dönüşen farkındalıkla paralel olarak gelişir.

Eser, dini ve toplumsal bir merkez olan Deyrulzafaran Manastırı için sipariş edilmiş ve mekâna özgü olarak geliştirilmiştir. Bölgedeki yerel ustalarla—terziler ve demir işçileriyle—işbirliği içinde hayata geçirilen yerleştirme, manastırın adını çağrıştıran safran tonlarındaki kumaşları, el işçiliği tekstil unsurları ve yedi adet demir elemanla bir araya getirir. Manastırın katmanlı tarihine ve ruhani atmosferine duyarlılıkla yaklaşan çalışma, mekânı yalnızca fiziksel bir zemin olarak değil, sonluluk, süreklilik ve aşkınlık kavramlarının zaman içinde yankılandığı yaşayan bir bağlam olarak ele alır. Bienalin kavramsal referanslarından Attar’ın Mantıku’t-Tayr’ı alegorik anlatısıyla sanatçı için güçlü bir karşılık bulur. Bu anlatıda kuşlar, hükümdarları Simurg’u bulmak üzere yola çıkar; bu zorlu yolculukta yedi vadiden geçmeleri gerekir. Yol boyunca korkularını, arzularını ve egolarını geride bırakır, giderek sonsuzluğa teslim olurlar. Hikâye, insanlık durumuna dair bir yansıma olarak okunur: geçiciliği kabul etmeye ve bizi bağlayan yüklerden kurtulmaya çağırır. Yolculuğun sonunda yalnızca otuz kuş hedefe ulaşır ve “Simurg”un aslında “otuz kuş” anlamına geldiğini fark ederler. Aradıkları hükümdar onlardan ayrı değildir; başından beri içlerindedir. “Yolculuk”un kendisi bir aydınlanma ve idrak alanına dönüşür.

Yolculuk, 2026
Mekana özgü yerleştirme, demir, tel ve kumaş
7. Mardin Bienali için Çelenk Bafra’nın daveti ve Mardin Bienali’nin desteğiyle üretilmiştir.
Sanatçının izniyle

 

Atinalı sanatçı, resim, çizim ve enstalasyon odaklı pratiği boyunca tutarlı bir kavramsal çekirdeği korumuştur. İşlerinin formu dönüşse de, merkezinde yaşam ile ölüm arasındaki ilişkiye dair bir sorgulama yer alır. Sanatçı, ölümlülük bilincinin ve bu bilince eşlik eden korkuyla yüzleşip onu aşabilme kapasitesinin, insanın seçimlerini ve dolayısıyla yaşam kalitesini nasıl şekillendirdiğini ele alır; bu doğrultuda estetik, etik ve varoluşsal bir özgürlük alanı açar. Bienalde Deyrulzafaran Manastırı için mekâna özgü bir yapıt üreten sanatçının, müzede sergilenen tıraşlanmış kadifelerinde ilk bakışta kuş benzeri figürler belirir. Işık bu figürlerin içinden süzülerek mekâna yayılırken, keskin ve yer yer uğursuz bakışlar korku, arzu, mazoşizm, suçluluk, utanma ve saldırganlık gibi temel insan güdülerini açığa çıkarır. Bu karanlık alanla yüzleşmek, aynı zamanda bir dönüşüm ve içsel iyileşme ihtimalini de barındırır. Sanatçının yerleştirmesi ilk olarak, 12. yüzyılda hapishane olarak kullanılan Château de Adhémar’ın pencerelerinde sergilenmiştir. Yapıt, izleyiciyi yalnızca görsel değil, aynı zamanda psikolojik bir karşılaşmaya davet eder. Sanatçıya göre bu tür güdülerle yüzleşme, neredeyse sihirsel bir dönüşüm potansiyeli taşır: bireyi olgunlaştırır, farklılıklarına rağmen başkalarıyla ilişki kurmasını mümkün kılar ve yeni bakış açılarına alan açar.

Future Proof, 2016
Kırmızı kadifeler,  210 x 130 cm
Sanatçı ve Galeri Nev İstanbul izniyle