Selma Gürbüz’ün Mardin Bienali’ndeki eseri.
Fotoğraf: Mehmet Çimen / Mardin Bienali’nin izniyle
Beşinci edisyonunda Mardin Bienali, Güneydoğu Anadolu’nun yüksek çöllerini uluslararası sanat dünyasıyla buluşturmaya devam ediyor. Sergi; büyük ölçüde Kürt, Süryani ve Arap topluluklardan oluşan yerel halkın, iç savaş, eşi benzeri görülmemiş göç hareketleri, iklim değişikliği ve binlerce yıllık bazı dillerin yok olma tehdidi gibi koşullar altında küreselleşmeyle yüzleşirken karşı karşıya kaldığı çevresel ve sosyopolitik meseleleri öne çıkarıyor.
Bu yıl, Yeni Delhi merkezli küratör Adwait Singh, 25 ülkeden 30’dan fazla sanatçının yer aldığı, kavramsal açıdan yoğun bir edisyon hazırladı. Eski Türkmen Artuklu yöneticilerinin erken Orta Çağ mimarisine sahip mekânlarda gerçekleşen beşinci Mardin Bienali, Hindistan’dan sanatçılara odaklanarak kentin İndus Vadisi’ne uzanan kara bağlantısının daha geniş coğrafyasına özel bir vurgu yapıyor.
Singh, ARTnews’e verdiği demeçte şöyle diyor: “Ana akım mülksüzleşme kavramlarını yeniden ele alıyorum; bu yalnızca göçmen kriziyle ilgili değil, aynı zamanda örneğin Hindistan’da ekonomilerin zorla açılmasıyla da ilgili. Sanatçılar yalnızca mülksüzleşmeyi dile getirmiyor, aynı zamanda anarşo-mistisizm, hidro-feminizm, yersizyurtsuzlaşma gibi alternatif modeller de sunuyor.”
