Ayla Jean Yackley — 16 Mayıs 2018

Ayla Jean Yackley — 16 Mayıs 2018

 

Türkiye’de çağdaş sanat bienali üç yıllık aranın ardından Mardin’e geri dönüyor

Yıllar süren çalkantının ardından ülkenin güneydoğusundaki kadim şehirde etkinlik yeniden başlıyor

Küratörler, Mardin’deki bir kiliseden Taner Ceylan’ın, Pedro de Mena’nın 17. yüzyıla ait Acıların İnsanı (Christ as the Man of Sorrows) heykelinin hiper-gerçekçi yorumunu sergilemesini istediklerinde, kilise bunu hemen kabul etti.

 

Meryem Ana Kilisesi’nin kasalarında saklı duran, yüzyıllar önce yapılmış ahşap bir replikayla Ceylan’ın eseri, bienal kapsamında aynı niş içinde yan yana yer aldı.

 

Ceylan şöyle diyor: “Heykeli gördüğümde büyülendim. Onu görmek için dünyanın farklı müzelerine gitmiştim, oysa hep buradaymış. Mardin’i özel kılan da bu.”

 

Ceylan, bu ay başlayan ve Suriye sınırındaki şiddet olayları ile Türkiye’nin ağırlıklı olarak Kürt nüfuslu güneydoğusunda yaşanan çatışmalar nedeniyle verilen üç yıllık aranın ardından yeniden düzenlenen bienalde yer alan 50 sanatçıdan biri. Göreli bir sakinliğin sağlanmasıyla birlikte, 4 Mayıs’ta açılan ve Beyond Words (Sözlerin Ötesinde) başlığını taşıyan dördüncü edisyonu şimdiden 2.000’den fazla sanatsever ziyaret etti.

 

Bienalin 2010’daki kuruluşundan bu yana direktörlüğünü yapan Döne Otyam, “Bu bölgede ayakta kalabileceğimize pek az kişi inanıyordu. Belki de bu yüzden devam etmemiz gerektiğini düşündüm,” diyor.

 

Küratörler Nazlı Gürlek, Fırat Arapoğlu ve Derya Yücel; Ceylan ve multimedya sanatçısı CANAN gibi önemli Türk sanatçıların yanı sıra 17 uluslararası katılımcıyı, Mezopotamya ovalarına bakan bir tepeye kurulmuş, altın renkli kalker taşından oluşan kadim Mardin’de bir araya getirdi. Ufukta ise Suriye uzanıyor.

 

Siyasal zemin hâlâ zorlu. Beyond Words, 2016’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hâl döneminde gerçekleşiyor. Bu süreçte on binlerce kişi—gazeteciler, akademisyenler ve bazı sanatçılar dahil—tutuklandı; bu da politik içerikli üretimleri kırılgan bir zemine taşıdı.

 

Gürlek, “Mardin’de ne yapabileceğimizi düşünmek zorundaydık; burada tartışma yürütmek zor olabiliyor. Bir olağanüstü hâl var. ‘Sözlerin Ötesinde’ demek, söyleyecek bir şeyimiz yok demek değil; aksine kendimizi başka yollarla ifade etmeyi araştırmak istedik,” diyor.

 

Gürlek’in küratörlüğünü üstlendiği “Beden Dili”, serginin üç temasından biri; diğerleri “Sonsuz Bakış” ve “Sınırlar ve Eşikler.” 21’i mekâna özgü olmak üzere çok sayıda eser, bir kahvehaneden 17. yüzyıl çarşısındaki bir dükkâna, eski bir manastırdan dönüştürülmüş hapishaneye kadar pek çok tarihî mekâna yayılıyor.

 

Terk edilmiş bir hamamda CANAN, yerel olarak kutsal kabul edilen tavus kuşu gibi hayvanların işlendiği ince tül duvar halılarını sergiliyor; bu figürlerin gölgeleri mermer duvarlarda dans ediyor. Yan odada ise fotoğrafçı Youssef Nabil’in You Never Left adlı yerleştirmesinden yayılan müzik eşlik ediyor; burada bir adamın ölümü, Mısır’dan sürgünün alegorisi olarak kurgulanıyor.

 

İngiliz sanatçı Simon Faithfull, baş meridyen boyunca kıtaları aşan bir slayt ve video çalışmasıyla, Viktorya dönemi coğrafi bir işaretinin bugün hâlâ dünyayı nasıl böldüğünü sorguluyor. Eser, Birinci Dünya Savaşı sırasında Alman ordusunun karargâhı olarak kullanılan, bir Ermeni tüccara ait harap bir konakta sergileniyor.

 

Kentin sanat alanındaki canlanmasının bir göstergesi olarak, Ai Weiwei’nin porselen işleri de Mardin’deki bir müzede paralel bir sergide yer alıyor.

 

Daha sakin dönemlerde bile Türkiye’nin uzak bir köşesinde çağdaş sanat etkinliği düzenlemek kolay değil. Venedik ve São Paulo ile birlikte anılan İstanbul Bienali’nin aksine, Mardin Bienali fonlarını koleksiyoner girişimleri ve kitlesel fonlama yoluyla bir araya getiriyor.

 

Gürlek, “Ağırlık merkezi artık Batı’da değil; farklı merkezler ve perspektifler var. Mardin’i romantize etmekten ya da dışarıdan sanatçıları buraya dayatmaktan kaçındık. Bunun yerine işler, ortak insani deneyimimizi inceliyor,” diyor.

 

Yerel sanatçı Mürsel Argunağa’nın Untitled adlı işi, bir baba, anne ve çocuğa ait kopuk alçı uzuvları bir Türk halısı üzerine çarmıh benzeri bir düzenle yerleştirerek hem aile içi yaşamı hem de yerinden edilme duygusunu çağrıştırıyor. Merkezkac kolektifi ise kışla duvarındaki bir oyuktan yüzlerce polyester akrep salıyor; Mardin’in kurak ikliminde gündelik bir tehdit olan bu yaratıklar, tehlikenin her an yakınlarda olabileceğini hatırlatıyor.