Senem Gökçe Oğultekin
İstanbul, 1982

Türkiye ve Almanya'da yaşayan dansçı, koreograf ve yönetmendir. 2005 yılında Almanya'nın Folkwang Sanat Üniversitesi dans bölümünü Josef und Else Classen Vakfı'nın dans ödülü ile bitirdi. Pina Bausch, Va Wölfl, Meg Stuart, Laurent Chétouane, Mara Tsironi gibi sanatçılarla çalıştı, üretti. Ortak işleri Theatre de la Ville, Kaitheatre, Pact Zollverein 'de sergilendi, Venedik Bienali, Tanzplatform Deutschland, Kunstenfestialdesarts ve Rencontres Choreographiques de Saint Denis gibi festivallerde yer aldı. Kendi işleri arasında Essen'li beş genci ve onlar üzerine çektiği kısa belgeselleri sahneye yerleştirdiği "Small Talks mit Essener Jugendlichen” isimli belgesel-performans projesini (2010), Müllheim Çağdaş Sanat Müzesi'nin daveti üzerine ürettiği “Troja, eine Oper des Plagiats” isimli opera-dans performansını (2012), Dun (Ev) isimli dans videosunun ilk araştırması için Ani'ye birlikte gittiği koreograf Aslı Bostancı ile birlikte Ani'den esinlenen bir ses - dans performansı olan ortak işleri “Büyükannem bir Taş”ı (İstanbul Tiyatro Festivali - 2016) ve ilk kez 2018 Mayıs ayında 4. Uluslararası Mardin Bienali'nde seyirci ile buluşacak olan “Dun (Ev)” isimli dans videosunu sayabiliriz. İşleri multimedia, dans, beden araştırması, doğaçlama ve ses kullanarak sanat kategorilerinin sınırlarıyla oynayan melez yapılar üzerine kuruludur.

 

Sergilenen İşler

“Dun (Ev)”, 2018, renkli, sesli, 13’13’’, sanatçı Levent Duran ile işbirliği içinde üretildi

Senem Gökçe Oğultekin’in açılışını 4. Uluslararası Mardin Bienali’nde yapan bu filmi, Türkiye-Ermenistan sınırındaki Ani tarihi kentinin (10. yy) kalıntıları arasında çekildi. Film, biri Türkiyeli, diğeri Ermeni iki dansçının bedenleri üzerinden sınırın iki tarafındaki toprağın karşılaşması ve kendisini ifade etmesinin şiirsel öyküsü. Bir başka deyişle, iki eski ruhun birbirlerini beslemesi ve geleceklerini yeniden inşasının dans ve bedenin diliyle anlatımı. Film, görme duyusunun hakimiyeti hafifletilip de diğer duyulara alan tanındığında, cinsiyet, milliyet, ırk, stil, ideoloji gibi kimliksel tanımların ötesine geçip nefes alan, üşüyen, terleyen bir beden olarak var olunduğu fikrinden yola çıkıyor. Mekanı ve barındırdığı kolektif hatırayı dinleyen iki karakterin olası temsiliyetleri üzerinden birlikte varoluşun alternatifleri için bir kanal açmayı deniyor. Film, bienalin farklı şehirlerdeki sanat kurumlarıyla geliştirdiği işbirliği çerçevesinde, Mayıs ayının ikinci yarısı boyunca İstanbul’daki Bilsart’da da izlenebilir.

Mekan:Mardin Müzesi Taş Evi